3 Eylül 2008 Çarşamba

Cizgi Roman almak icin artik daha cok ugrasmamiz gerekiyor. Gazete bayilerindeki dagitimlarin sona ermesine ilaveten cogu kitabevinde de cizgi romanlarin yeni sayilarini bulmak hemen hemen imkansiz. Ankara'nin dev alisveris merkezi Armada'nin icinde Remzi Kitabevi var. Buyukce sayilabilecek bir cizgi roman bolumu de var. Ancak iclerindeki en yeni sayi nerden baksaniz 2-3 aylik. Hatta kendi yayinlari olan Asterix'in tum sayilari yok ellerinde. "Abi siz Istanbul'dan geliyorsunuz. Bize de ordan geliyor zaten. Orada bulamadiysaniz burada hic bulunmaz" diyor adam. Guler misin aglar misin... Boyle cok ornek var. Cizgi roman almak icin ya Kadikoy basta olmak uzere buyuk sehirlerde bulunan Cizgi Roman dukkanlarinin mudavimi olacaksiniz ya da internetten yararlanacaksiniz. Bunlarin da negatif taraflari var. Internetten ne zaman bir seyler alsam ya sayfa eksik cikiyor, ya baski hatasi vs bir tarafi bozuk cikiyor. Alirken elleyip koklayamiyorsunuzki. Buna karsin internetten % 20'lere varan oranlarda indirmlerden yararlanabiliyorsunuz. Kadikoy pasajinda bu indirimler % 25 civarina cikarken Izmir'deki Baykus gibi dukkanlarda maalesef etiket fiyatindan almak zorunda kaliyorsunuz. Baykus'un sahibi cok sevdigim Levent kardesim bu durumu odedigi kargo bedeliyle acikliyor. Oysa ayni sehirde Sevgi Yolu'ndaki Ceyhan'da yeni sayilari satiyor. Ama etiket fiyatinin % 20'nin altinda. Nasil oluyor derseniz ben bilmiyorum aklim ermez boyle seylere.

Gecen ay iki defa Kadikoy ziyareti yaptim. Buyuk magazalardan birinde alisveris yaparken "yuklu miktar alirsam taksit olur mu" diye sordugumda "olmaz" dediler. Zaten batik durumdaymislar. Ayni magazadan daha onceleri de pek cok kez alis veris yapmisligim vardir. Bana verdigi fiyatin cok daha altinda baska arkadaslara verdigini, bana yapmadigi taksidi baska insanlara yaptigini bildigim bir arkadastir... "Ben iyi para kazanan cenahtanım ya, hani Receb'in yolunacak tavugu misali," adamina gore satis yapiyor akillim. Eh mal onun mulk onun istedigi gibi satar tabii. Gecenlerde yine surekli gittigim ve bana taksit maksit her turlu kolayligi gosteren asil dukkanima ugradim. Dukkanda, calisan ikinci eleman vardi. "... nerde yahu hic gorusemiyoruz?" Diye sordum, eleman, "abi ... abi dukkana ogleden sonralari geliyor sadece. Ayrica artik her yeni cikan seyleri almiyoruz, burada bulamadiginiz sayilar icin komsulara bakmanizi tavsiye ederim. Satislar dibe vurmus durumda" dedi.

Kadikoy pasajinda da durum boyle. Hangi dukkana girsen herkes batiyor, herkes bataklarda. Aslina bakarsaniz yillardan beri dinleriz bu masallari... da simdiye kadar batani pek gormedim ben. Hani ticarete aklim basmaz benim ama bir mekan batmissa kapisina vurulmus kilitten anlarsiniz bunu. Mekan hala en cafcafli haliyle arzi-endam ederken bu batma hikayesi bana hic samimi gelmiyor nedense.

Eskiden Kadikoy pasaji diye bir yer yoktu. Eski postanenin arka sokaginda kaldirim tezgahlari vardi. Bu magaza sahipleri oralarda arz-i endam ederlerdi. Iyi de para kazanirlardi. Pek oyle batan cikan olmazdi. Cikan yeni 3-5 yayin ve eski sayilarla idare ederlerdi. Fiyatlar da oyle bu gunku gibi bir cildin minimum 15-20YTL'den degilde bugunku parayla daha makul fiyatlardan gittigi bir zamanlardi. O kaldirimlarda muthis muhabbetler olurdu. Insanlar sirf orada iki cift laf edebilmek icin uzak sehirlerden bile gelirlerdi ve mutlaka bir iki bir sey alirlardi. Oyleki Murat Sevgikuran o mekanlarda acaip muzayedeler yapardi. Sonra kutuplasmalar basladi, I. ve II. Kadikoy Cem-Ilyas savaslari patlak verdi. Bu savaslarin birincisi kaldirimlarda ikincisi pasaj dukkanlarinda gerceklesti. Oyleki bir sure sonra tum pasaj birer taraf secerek dedikodu ve savas alani haline geldi. Ben musteri oldugumun bilincinde oldugumdan satici secmeyip isime gelen her mekandan alisveris etmeye devam ettim. Bana yamuk yapmaya calisan ya da fahis fiyatla satis yapmaya calisanin ne tezgahina ne dukkanina girmedim. Ama bazan kapida ezik buzuk duran bir musteri goruyordum. Mekan sahibinden bir sayi istiyordu. Mekan sahibi de, "bende kalmadi arkadasim ...'ya git orada var" deyince ezgin ve puskun musteri " ya abi, kem kum, sen gidip alsan... yani" diye o bahsi gecen mekana girmekten korktugunu belli ediyordu. Boyle manzaralara cok rast geldim. Pasaja girmeden korkudan alis veris mekanindan kitaplarini telefonla yukariya isteyen pek cok musteri de gordum. Manzara-i Umumiye, asil patronun musteri oldugunun bilincinin silindigi, saticilarin karinlarini kendilerinin doyurdugunun farkinda olmayan musteri portfoyu yaratilmis tuhaf bir mekan halindeydi. Son olarak gecen ay Izmit ziyaretinde bulunan sevgili Omer Bahadir ve Ilhan Yilmaz'in basindan gecenler ilgincti. Forumlarda olayin kabagi yayinevlerinin-ozellikle de Rodeo'nun-basina patladiysa da aslinda orada bahsi gecen saticilarin ornek(!) davranislarinin ustunde sevgili Murat'tan baska duran olmadi. Hakikaten bir zamanlarin muhabbetli ve guler yuzlu tezgahcilarinin yerine simdilerde iceri girdiginizde yuzunuze bile bakmayan, basini bilgisayardan kaldirmayan, size bir hos geldin'i cok goren "kelli felli magaza sahipleri" almis durumda. Istisnalari vardir tabii ama maalesef isin geneli boyle. Bir gun kiz arkadasimi goturmustum magazalarimizi(!) gezdirmeye. Cikista fena firca yemistim. "Ya o kadar ballandirarak anlattigin ortam bu mu senin. Guldurme beni, adamlar bilgisayardan baslarini kaldirip yuzune bakmadilar. Musteriyi dovecek gibi davraniyorlar ustelik. Bir daha getirme beni buraya ne alacaksan al ben yukarida beklerim..." gibilerinden fena halde hasiladi beni kizcagiz. Eh hakli soze ne denir, bir sey demedim tabii...

Simdi gelelim tekrardan batma cikma meselesine. Magaza sahiplerinin(bu magaza lafi bile bana bir zamanlarin o sicak ortamindan ne kadar uzaklastigimizi dusundurtuyor) belirttigi gibi, eski sayilarin satisi internete kaymis. Ancak netteki saticilarin da cogu yine ayni kisiler. Ayni dukkan sahibinin 3 ayri nickle gitti gidiyor'da satis yaptigini biliyorum. Cogunun fiyati kendi kendine yukselterek spekulasyon yaptigini da biliyorum. Gitti gidiyor, kucuk capta spekulasyon yuvasi gibi duruyor. Yoksa 1,5yetele fiyattan acilan kiytiriktan bir Venus cildinin fiyati nasil olur da bir haftada 17,90yetele'ye cikar allahaskina(o sayi satilamadan cikmisti acik arttirmadan:))) ).

Her seye karsin satislarin eskisi gibi iyi gitmedigini kabul etmek gerekir. Ama bu aciklanirken sanki musteri artik almayi birakmis ve tek sucluymus gibi bir hava estiriliyor. Musterinin kitap almaya neden yabancilastirildigindan kimse bahsetmiyor. Adam enayi mi, sirtina vur parasini al muamelesi gordugu yerlerden gidip alis veris yapacak, ustune ustluk bir de kazik yiyecek?.. Almaz olur biter tabii. Hazir dagitim da cokmus durumdayken, kimsenin de umurunda degil artik memleketteki cizgi romanin yasayip yasamayacagi. Bilmem neremden asagi... meselesi...

Isin yayinevleri kismi ayrica tartisilmasi gereken bir konu tabii. Zamanim ve de istahim olursa o konuda da iki bi sey karalarim bir gun...

Selamlar
Lami

4 yorum:

Firuz kutal dedi ki...

Merhaba Lami bey,

Teseadufen blogunuzu buldum, yazdiklarinizi ozlemisim. Onu soyleyeyim, dedim. Iyi bayramlar...

Firuz Kutal

Lami Tiryaki dedi ki...

Yorumunu biraz geç gördüm dostum, teşekkürler. Bir yerlerde buluşuyoruz işte böyle. cizgilihayat e-gorup'a da beklerim. Selamlar
Lami

Firuz kutal dedi ki...

Merhaba, Turkiye'deydim kisa bir sureligine. Gorusmek isterdim, firsat bulamadim, ama Hipnoz dergisi ile karsilastim, iki sayiyi da aldim. Oralara uyar mi bilemiyorum, ama belki degerlendirme icin bir iki sayfa bir seyler gonderebilirim. Guzel islere imza atmissiniz, umarim uzun soluklu olur. Sevgi ve saygilarimi iletiyorum. Kolay gelsin.

Firuz

M.F.Karagül dedi ki...

Kadıköy Çarşısı benim de çok severek ziyaret ettiğim ve fırsat buldukça bir şeyler aldığım bir mekan. Özellikle 80'li yıllarda sahip olup kullandığım kitap ve objeleri yeniden toplama imkanı sunuyor. Bu tip yerler bence yaygınlaşmalı.